EĞİTİM, DÜNYA İLE DEĞİŞECEK

‘Dünya Education Zirvesi’, İstanbul ‘The Seed’ etkinlik merkezinde gerçekleştirildi.

DÜNYA Şirketler Grubu’na bağlı DÜNYA Education’ın düzenlediği ‘Dünya Education Zirvesi’, Sakıp Sabancı Müzesi yerleşkesindeki ‘The Seed’ etkinlik merkezinde, ‘Education Matters’ teması ile gerçekleştirildi.

DÜNYA Yönetim Kurulu Başkanı Didem Demirkent’in de katıldığı zirvenin açış konuşmasını yapan DÜNYA Education Eğitim Pazarlama Direktörü Paul Zarraga, “Yeni logomuzun rengi mavi. Bu ‘mavi’ eğitimi temsil ediyor, bizim yenilenen kimliğimizi temsil ediyor” dedi. Dünya gazetesini “Türkiye’nin Financial Times’ı” olarak niteleyen Zarraga, “Prestijli Dünya markasını taşıyan Dünya Education olarak Türk eğitim sektörüne 18 yıldır hizmet veriyoruz. Şirketimiz açısından 2017 yılı bir önceki yıldan çok daha yoğun olacak. Bünyemizdeki yenilenmeyi duyurabilmek adına DÜNYA gazetesi her hafta ‘Education’ sayfasına yer verecek. ‘Education’ sayfası; öğretmenleri, öğrencileri ve hatta velileri yakından ilgilendiren, sektördeki gelişmeleri ve yenilikleri anlatan haberlerden oluşacak. Burada iş ortaklarımız; UNICEF, Cambridge University Press, Yellow House English, Caramel Tree, Wendy Pye Publishing-Sunshine Books, Cornelsen Yayıncılık ve Holmwoods’ ile ilgili bilgiler yayınlanacak” diye konuştu.

Yeni işbirlikleri yolda

Dünya Education’ın ‘English Learning Teaching’ materyallerini sunmak için hazırlık içinde olduklarını vurgulayan Zarraga, 2017’de başka bir büyük yayın kuruluşu ile olan anlaşmanın duyurusunu da yapacaklarını açıkladı. 3 bölgesel ofis ve 12 temsilci ile 500’den fazla okul ve 35 üniversite ile çalıştıklarını anlatan Zarraga, “Temsilci sayısını 50’nin üstüne çıkarmak ve satış ekibimizi genişletmek istiyoruz” dedi. Zarraga’nın açış konuşmasının ardından zirvede birbirinden çarpıcı sunumlar yapıldı.

‘Dünya Education’ın desteği çalışmalarımızla çok iyi örtüştü’

Bu yıl 70. yılını kutlayan UNICEF organizasyonunda Türkiye’nin özel bir konumu olduğunu belirten UNICEF Türkiye Milli Komitesi Genel Müdürü Sanem Bilgin Erkurt, DÜNYA Education Zirvesi’nde ‘Eğitim Hakkı’ başlığı ile yaptığı konuşmada, “Türkiye, dünyada aynı ülke içinde hem ülke ofi si hem de milli komitesi olan tek ülke. Hem kaynak sağlayacak kadar varlıklı bir ülkeyiz, hem de çocuk hakları için önemli adımlar atması gereken bir ülkeyiz. Türkiye’de UNICEF Ülke Ofisi, 1951’den beri çocuklar için saha çalışmalarını sürdürüyor. UNICEF Türkiye Milli Komitesi ise 1956’dan beri, yani 60 yıldır var. UNICEF Türkiye Milli Komitesi, Türk ve dünya çocuklarının ihtiyaçlarını sağlamak için kaynak sağlama ve tanıtım çalışmaları yapıyor. UNICEF Birleşmiş Milletler’den fon almadığı için bireylerin küçük de olsa aylık düzenli desteği ve kurumların desteklerini sürekli kılmaları çalışmalarımız için kritik bir önem taşıyor” dedi.

Türkiye’de temiz suya erişim, HIV & AIDS, beslenme gibi konular artık sorun teşkil etmediği için UNICEF’in Türkiye’deki çalışmalarının 3 ana alana yoğunlaştığını aktaran Erkurt, “Bu alanlar eğitim, çocuğun her türlü istismardan korunması ve sosyal içerme; yani kendileriyle ilgili kararlara katılması” diye konuştu. DÜNYA Education’ın, 17 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren öncü eğitim yayınları dağıtıcılarından olduğunu vurgulayan Erkurt, “UNICEF’in Türkiye’deki programı çocukların eğitimi alanında bir çok başlığa odaklanıyor. Dolayısıyla DÜNYA Education’ın desteği çalışmalarımızla çok iyi örtüştü. DÜNYA Education, Türkiye’de yaptığımız eğitim alanındaki çalışmalara katkı sağlıyor. Ayrıca, çocukların eğitim hakkı için farkındalık ve kaynak yaratmamıza da destek olacak. İşbirliğimiz henüz taze, yıllara dayanan, uzun soluklu bir işbirliği hedefliyoruz. Dolayısıyla, işbirliğimize, çocukların eğitime ulaşmasına katkı verecek yeni başlıklar ekleneceğine inanıyorum” dedi.

‘Z kuşağını anlamak için mutlaka sessiz kuşağa bakmak gerekir’

Dinamo Danışmanlık Yönetici Ortağı/ Universum Orta Doğu Direktörü Evrim Kuran ‘Yeni Kuşaklar Ve Öğrenmenin Yeni Dünyası’ sunumunda şu noktalara dikkat çekti: “İşim gücüm kuşaklar. 2000 yılından bu yana Türkiye’de jenerasyonal sistem araştırmaları yapıyorum. Kuşaklar ile ilgili her şeyi araştırıyoruz ve çalışıyoruz. 10 yıldır bunu kendi şirketimde Dinamo Danışmanlıkta yapıyorum. Universum ile dünyanın 61 ülkesinde; 1.5 milyon genç ile milyonla rca potansiyel genç ile çalışıyoruz. 1980 sonrası doğup 1990’a kadar gelmiş kesime Y kuşağı deniyor.

Bugün Türkiye’de 27 milyon genç, bu gençler Y kuşağında, bulundukları yerde anlam yaratmaya çalışıyorlar. 1965-79 arasında doğanlar, X kuşağı. Bugün hala para X kuşağında. BB; bebek bombardımanı kuşağı; 1945- 1964’e kadar dünyaya geldiler. 1945 öncesi doğan kuşak, evde olan kuşak yani sessiz kuşak. Jenerasyonel sistem döngüseldir, 2000’den sonra doğmuş çocukları anlamak istiyorsanız, Z kuşağını, mutlaka anlamanız gereken kuşak sessiz kuşaktır.

Türkiye, 5 kuşaklı bir ülke. Fakat esas mesela 2000’den sonra doğmuş çocuklar. Z jenerasyonu: Türkiye’de 20 milyon bebek, çocuk ve ergen var. Türkiye, 20 milyon çocuğunu genç olmaya, gerçek hayata hazırlıyor. Bakmamız gereken bir kuşak. Bunların pek çoğu 16 yaşında. Bu kuşak ile ilgili en çok duyduğum kavramlar; saygısız, sadık değil, hemen şirket değiştirmek istiyor, patavatsız, bireysel ve apolitikler. Fakat kime göre, neye göredir? Bana göre bizim kuşağımız sıkıcı değil. Jenerasyonel sistem bizim mahalleden olmayan birini gördüğümüzde, ona baktığımızda seni kendime ait yargılarla değil sana ait gerçeklerle görüyorum diyebilmek için var. Birbirimizi yargılamadığımız bir dünyaya ihtiyacımız var.”

‘Öğrencilere öğrendiklerini düşünmeleri fırsatını vermeliyiz’

Cambridge University Press Türkiye Genel Müdürü Yıldıray Karaarslan, ‘Better Learning-Daha İyi Öğrenme’ başlıklı bir konuşma yaptı. Karaarslan, “Dünya ile distribütörümüz olarak 18 yıldır çalışıyoruz. Bugünün problemlerinin pek çoğunun ortaya çıkmasının nedeni eğitimin olmaması. Tabii, eğitim de sorunsuz değil. Bunu Türkiye bağlamında yaşıyoruz, eğitim Türkiye’de iyidir diyemeyiz, iyileştirmeler oluyor ama eğitimde Avrupa ülkelerinin ya da Singapur, Finlandiya gibi ülkelerin eriştiği noktada değiliz. Bu nedenle eğitimciler olarak günün kuşaklarını, ‘Z’ kuşağını ne kadar tanıyoruz, onları ne kadar tatmin ediyoruz, bu soruları kendimize sormalıyız. Bugünün dünyasında öğrenciler farklı, motive değiller, onlara ilham vermek için çok çaba gösteriyoruz. Eğitim evrim geçiriyor. Öğrenciler sınıfa gelirse teşekkür etmek durumunda kalıyoruz. Aktif öğrenme bağlamında öğrencileri bir bütün olarak görmemiz gerekiyor.

Öğretmenler kendi yaptıkları eğitimi kendileri değerlendiriyorlar. Oysa görsel öğrenmede öğretmenler çocukların gözü ile kendilerini değerlendiriyorlar. Özerk öğrenmeyi yaratmak gerekiyor. Aktif öğrenmede odaklandığımız konu öğrenmek. Kültürümüzün mağduruyuz. Kendi sesimizi çok seviyoruz, kendimiz konuşup duruyoruz. Oysa öğrencilere nasıl öğreneceklerini öğretmemiz gerekiyor” dedi.

Yapılan görev ile ilgili kaliteli geri bildirim vermede eksiklikler olduğunu belirten Karaarslan, “Kaliteli geri bildirim ile öğrencilere kendi öğrendikleri konuyu düşünmeleri fırsatını vermeliyiz. Bu konuda başarılı değiliz” diye konuştu. Better Learning yani Daha İyi Öğrenme kavramını Cambridge University Press’in yarattığı bir kavram olduğunu belirten Karaarslan, “Daha iyi öğrenmede daha zengin içerik, daha derin öngörüye ihtiyaç var. Bu daha iyi sonuçlara yol açıyor” diye konuştu.

‘Çift dilliliğin ekonomik, sosyal ve kültürel avantajları var’

Yellow House English CEO’su Claire Selby, ‘Çift Dilli Gelecek-Bilingual Future’ başlıklı sunumunda Polonya örneğinde bu konuyu tartıştı. Selby, konuyla ilgili araştırma sonuçlarını paylaştı.

Claire Selby şöyle konuştu: “Beynin gelişmesi konusunda yapılan araştırmalara göre, öncelikle çift dilli bir çalışma gücü ekonomik olarak daha iyi olacaktır. Çift dilli çocuk sosyal olarak daha esnek, kültürel olarak daha kaynaştırıcı olacaktır. Hayata çift dille başlayan çocuk, düşünme ve beyninin gelişmesinde daha esnek, olacaktır. Bu da gösteriyor ki çift dilliliğin ekonomik, sosyal ve kültürel avantajları var. University of Toronto’dan Prof. L.A Petitto’nun yaptığı araştırmalardan yola çıkarak dil öğrenme fırsatının doğumdan 7 yaşa kadar önemli olduğunu söylüyor. Çocukların beyinlerinin bir kısmı dil öğrenmek için ayarlanmıştır. Dil ayırımı çok kolay yapabilirler. Bir sesler dizinini bölümlere ayırabiliyorlar. Küçük çocuğa dili öğretirken ‘dili’ değil ‘istisnaları’ öğretirsiniz. Bunu otomatik olarak öğrenirler. Bu nedenle araştırmacılar dil eğitimine erken yaşta başlamayı tavsiye ediyorlar. Her gün sistematik olarak pratik yapılması gerektiğini öğrenilmesi gerekir.”

Polonya’da Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesi eğitimde ikinci dil eğitimin zorunlu hale getirdiğini anlatan Selby, “Bu çoğunlukla İngilizce olarak seçiliyor. Polonya’da yerel yöneticiler , devlet televizyonu, öğretmenler, okul öncesi ve dil uzmanları, pek çok iletişim aracı seferber edildi. Konferanslar düzenlendi. Burada amaç her bir çocuğa İngilizce ile çift dilli olmasını sağlamaktı” dedi.

Çift dilliliğe götüren 5 adım

Çift dillilik konusunda pek çok araştırma yapıldığını aktaran Yellow House English CEO’su Claire Selby çift dilli bir topluma giderken izlenmesi gereken 5 adım olduğunu söyledi. İşte o adımlar:
1) Erken yaştan, hatta doğumdan itibaren başlayın

2) Her gün biraz öğrenmek çocuklara öğretmenin en iyi yoludur

3) Okul öncesi sınıfa gittikleri zaman çocuklara çift dillilik hissini verin, çocuk her iki dilde de kendini rahat hissetmeli 4) Her iki dilde de okuma yazma öğrenecekler

5) Bu şekilde çocuk 10 yaşına kadar ayrı ayrı okuma ve yazma öğrenecektir.